Sorun ideolojik değil, karakter meselesi!

Atakan Sönmez/https://twitter.com/atakansmz

Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim. Bu ülkenin en büyük sorunu ne hukuksuzluk sorunu, ne eksik demokrasi, ne az gelişmiş ekonomi hata ne de terör… Ülkenin en büyük sorunu, toplumsal bir davranış biçimine dönüşen karaktersizlik ve dik duramama sorunudur.

Marxist  determinizm ilkesine hiç de uygun olmayan bu sonucu bu kadar iddialı şekilde dile getirmemin elbette bir takım öznel nedenleri var. Ancak, hemen kestirip atmayalım yine de. Kim bilir belki de bu toplumsal karakter sorununun altında da yine Marx’ın dediği gibi ‘alt yapı’ yani ekonomik ilişkiler ve üretim biçimi yatıyordur. Bu çok daha farklı ve uzun bir yazının konusu olacağı için şimdilik sadece değinmekle yetiniyorum.

urunsensonmez.gif

Son günlerde gündemde sıkça konuşulan iki örnek olay üzerinden giderek, söz konusu karakter sorununu analiz etmeye çalışacağım.

Birinci örnek eski futbolcu, eski AKP milletvekili ve yeni ‘kandırılmış’ cemaatçi Hakan Şükür’ün kişisel serveti hakkında yazılıp çizilenler.

İkincisi ise Manisa Cumhuriyet savcısının Gülen Cemaati’ne, şimdiki moda tabirle FETÖ’ye para veren işadamları için sarfettiği “Hollanda ineği gibi sağmışlar” açıklaması.

Öncelikle Hakan Şükür ve tutuklanan babasının el konulan kişisel servetinin 200 milyon liralık serveti hakkında yapılan yorumlara bakalım.

Hakan Şükür’ün nasıl bu kadar büyük bir servete sahip olduğunu sorgulayan naylon gazeteciler ve troller, “Açıkla Hakan Şükür bu kadar parayı nereden buldun?” diyerek maliye müfettişliğine soyundu.

Hakan Şükür’ün kazandığı parayı FETÖ’ye aktarıp aktarmadığı ayrı bir mesele. Ancak, söz konusu Hakan Şükür’ün servetini hesaplamak ve onun üzerinden  bir linç kampanyası başlatmaksa, gelin önce 2014 yılında havuz kanalı A Haber’in Hakan Şükür’ün futbol yaşamı boyunca kazandığı paraya ilişkin yaptığı habere bir göz atalım.

A Haber, 21 yıl boyunca profesyonel futbol oynayan Şükür’ün bu süre zarfında 26 milyon dolar para kazandığını haberinde yazıyor. Ayrıca, ‘paraya düşkünlüğü ile bilinen’ Hakan Şükür’ün bu süre zarfında kazandığı primlerin de 5-8 milyon dolar arasında olduğu da yine aynı haberde yer alıyor.

Yine aynı haberde Bülent Uygun ile ortak enerji işine giren Hakan Şükür’ün ortakları ile birlikte 60 milyon dolarlık yatırım yaptığı bilgisi de yine aynı haberde yer alıyor.

Bitti mi, devamı da var. Futbolu bıraktıktan sonra AKP’den milletvekili seçilen Hakan Şükür, aldığı milletvekili maaşının yanısıra, o dönem 4 yıl boyunca yorumculuk yaptığı TRT’den de  yılda 748 bin lira para kazandığı bilgisi de yine aynı haberde yer alıyor. (748 bin X 4= 2 milyon 992 bin lira) Üstelik o dönem milletvekillerinin ücret karşılığı başka bir iş yapamayacakları şeklindeki Meclis İç Tüzüğüne rağmen TRT’de yüklü bir sözleşme karşılığı çalışmasını gündeme getiren CHP’li vekillere cevaben “Ben büyüklerime (kendisini milletvekili yapan Tayyip Erdoğan’ı kastediyor olmalı) danıştım. Bir sakıncası yok dediler” demişti.

1391554440682

Meraklısına bir not daha: Bugün ‘FETÖ’cü olmakla suçlanan o dönemin Meclis Başkanı Cemil Çiçek ise “Yasal boşluktan faydalanıyor. Kamuda çalışma için var olan düzenleme özelle ilgili mevcut değil. Yaptığı etik değil ve etik kurul olsaydı çalışma söz konusu olmazdı” diyerek Hakan Şükür’e tepki göstermişti.

Şükür’ün TRT dışında, AKP’den istifa ettikten sonra işine son veren LİG TV’de de yine rakam tam olarak açıklanmasa da (aylık 50 bin TL ile 150 bin TL arasında değişen rakamlar telaffuz edildi) yüklü bir maaş karşılığında yorumculuk yaptığı da biliniyor. Yani anlaşılıyor ki, bugün 200 milyon dolar serveti olduğu ortaya çıkan Hakan Şükür, bu servetin kaynağını açıklamakta hiç de zorlanacak gibi görünmüyor.

Peki bugün Hakan Şükür’ün servetini sorgulayanlar arasında yer alan A Haber, 2014 yılında bu haberi neden yapmıştı? Şükür, 17-25 Aralık soruşturmasında Halkbank Genel Müdürü Süleyman Arslan’ın evinden 4.5 milyon dolar çıkması üzerine yaptığı “25 yıl futbol oynadım benim 4.5 milyon dolarım yok” açıklaması yaptığı için! Yani, 2014’te Hakan Şükür’ün futboldan ne kadar büyük paralar kazandığını ispatlamaya çalışanlar, bugün Hakan Şükür’ün servetinin kaynağını sorguluyor.

Kaldı ki, Şükür ailesinin el konulan malvarlıklarının büyük bir bölümü gayrımenkullerden oluşuyor ve bu gayrımenkullerin bir bölümü de bizzat kendileri tarafından inşa eidlmiş. Yani ortada bir kâr da söz konusu.

Peki bu durumda sormazlar mı; iki yıl önce malvarlığının büyüklüğünü ispatlamaya çalıştığın adamın, bugün 200 milyon dolar malvarlığı çıktı diye şaşırıyormuş manşetleri atmak bir ‘karakter’ sorunu değil mi?

Gelelim diğer örneğe. Bu örnekteki kişi bir Cumhuriyet Başsavcısı olduğu için tabi ki, satırlarıma daha üsturuplu şekilde devam etme gereği hissediyorum. Malum ülkede OHAL var ve gözaltı süresi bile 30 gün!

Manisa Cumhuriyet Başsavcısı Akif Celalettin Şimşek, Fethullahçı Terör Örgütü/ Paralel Devlet Yapılanması’nın (FETÖ/PDY) Manisa’da kamu görevlilerinden ay başlarında yüzde 5 ile 10 arasında ‘himmet’ parası toplandığını belirtip, “Para vermek istemeyen işadamlarına usulsüz dinlemeler yapıp, şantaj malzemesi toplamaya çalışmışlar. Özel yaşamında arıza olanları da tabir yerindeyse Hollanda ineği gibi aylarca sağmışlar” dedi.

Yani başsavcı diyor ki, FETÖ işadamarına şantaj yaparak zorla paralarını aldı! Peki bu durumda sormazlar mı Sayın savcım. Bu örgütün gizli kayıtlarla şantajlar yaptığı ve kumpaslar kurduğu yıllardan beri dile getirilirken, senin de aralarında olduğu cumhuriyet savcıları ne yaptınız? Vatandaşın can ve mal güvenliğinden sorumlu olan devlet, bu sürede neden o ‘Hollanda ineklerini’ bu tehlikeli örgütün elinden kurtarmadı.

Bugün Manisa Cumhuriyet Başsavcısı olan ve Bülent Arınç’ı hedef alarak “Bunlara destek olan kişiler, bugün çıkmış ‘Biz ahmakmışız, biz bilmem neymişiz’ diyor. Böyle bir şeyi ben kabul etmiyorum. İsme girmiyorum. Ne demek istediğimi anladınız. Hiç kimse kusura bakmasın. Herkes bugüne kadar bu ülkeye ihanet eden kişilerin içerisinde yer alan, bunlara destek olan, bunların suiistimallerine göz yuman, karşılarında bize saldıran herkes hesap verecek” diyerek meydan okumuştu.

Bugün FETÖ tarafından şantajla para alınan iş adamlarını ‘Hollanda ineğine’ benzeten Sayın Başsavcı, Manisa’dan önce Düzce, Düzce’den önce Samsun daha öncesinde de Fethiye Başsavcılığı görevlerinde bulunmuş. Başsavcı, 2014 yılında Samsun’dan Düzce’ye atandığında 23 yıllık meslek hayatında doğuyu ve batıyı ayırt etmeden görev yaptığını belirterek, “Devletimiz böyle bir tasarrufta bulunup bizi, Düzce Cumhuriyet Başsavcısı olarak görevlendirdi. Kamu vicdanını rahatlatmak ve adaletin tecelli etmesi için çalışacağım” diye açıklama yapmıştı.

Bu açıklamadan da anlaşılıyor ki, Eski Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner Gülen Cemaati hakkında soruşturma başlattığı için makamında gözaltına alınarak bir FETÖ kumpası ile tutuklandığı 2010 yılında sayın başsavcı Samsun’da ‘Cumhuriyet Başsavcısı’ olarak görev yapıyordu.

Bugün FETÖ’nün tuzağa düşürdüğü işadamları hakkında ‘Hollanda ineği’ benzetmesi yapan Sayın Başsavcı’nın daha önce görev yaptığı illerde cemaatle ilgili bir soruşturma yaptığına dair basına yansıyan bir bilgi yok.

Kendi meslektaşı bu cemaati soruşturduğu için makamında gözaltına alınarak derdest edildiğinde ‘Bu yapılan hukukun katlidir’ minvalinde bir açıklaması yok. Bugün eski bir Meclis Başkanı ve Başbakan Yardımcısına sosyal medya üzerinden meydan okuyacak cesareti olduğuna göre, pekala o gün de bu apaçık hukuksuzluk karşısında iki kelam edemez miydi?

Tabii ki edemezdi. Ben bu savcının ne dünya görüşünü bilirim ne de hangi siyasi görüşe yakın olduğunu. Özgeçmişinden Kayserili oduğunu, yani hemşehrim olduğunu biliyorum sadece.

Peki sayın Başsavcı , adama sormazlar mı; “Birader sen bu kadar aslan yürekliydin de, meslektaşına kelepçe takılırken neredeydin?” diye…

Tabii ki sormazlar! İşte tam da bu yüzden bahsediyorum memleketin karakter sorunundan. Çünkü bu ülkede yargı mekanizması bile ‘gene koronun’ ahengini bozmayacak kararlara imza atmayı ‘adalet’ olarak şiar edinmiş durumda yıllardır.

Nasıl ki düne kadar Fethulah Gülen’in adını anarken başına ‘Muhterem’ ya  da sonuna ‘Hocaefendi’ sıfatını koymayanları ekranlardan ve köşelerinden linç eden kıvrak ağızlar ve kalemler bugün FETÖŞ diye yazarken utanmıyorlarsa, dün bu cemaatle ilgili tek bir işlem yapmayan yargı mensupları da bugün cadı avında ‘en fazla cadıyı avlama’ yarışına gireceklerdir.

FETÖ tarafından tutuklanan İlhan Cihaner bugün yine ‘yargılamalar adil ve hukuka uygun yapılsın’ diyerek kendisine pusu kurnalar için bile adalet isterken, dün Cihaner’i linç etmek için yarışan koro bugün ‘bunlar için adalet isteyen vatan düşmanıdır’ diye bu kez de başka bir şeytan taşlama ayininde muktedire selam duruyorlar.

Bu satırlardan kastım, Başsavcı Şimşek’in Manisa’da cadı avı yaptığı ya da haksız tutuklamalara imza attığı değil. Peşinen böyle bir iddiada bulunmak, tıpkı koro halinde tezahürat yapan o havuz ve cemaat medyasının kalemşörleri durumuna düşmek demektir. Ancak, ülkenin başka yerlerinde, FETÖ ile hiçbir ilgisi olmayan yüzlerce kişinin gözaltına alındığını ve aynı durumdaki binlerce memurun da açığa alındığını duymayan bir sağır sultan kaldı.

Öte yandan 15 Temmuz darbe girişiminde yer alan bir çok generalin ifadesi kamuoyuna yansıdı. Onlar da başka bir cepheden ‘kandırıldık’, ‘Farketmedik’ türküsü söylüyorlar. Darbede başarılı olunursa iktidarın elde edileceğini başarısız olunursa kelle verileceğini herhalde en iyi TSK’daki bu subaylar bilir. Buna rağmen, başarısız olunca ‘kıvırmak’ da üzerinizde taşıdığınız asker üniformasına hiç yakışmıyor. Darbe ile suçlananlar arasında sadece bir Tuğgeneral ifadesinde ‘Emrindeki albaylar benim talimatım ile hareket etmiştir. Onların sorumluluğu yoktur’ diyerek astlarını korumaya çalışırken, emrindeki askerlere ölmelerini bile emredecek yetkilerle donatılan generallerin ifadeleri de bir o kadar yüz kızartıcıydı. Eğer hayatınızda hiç karakterli, onurlu insan tanımadıysanız ilk darbe girişiminin ardından affedildikten sonra ikinci darbe girişiminde de başarısız olan ve hakime “elime fırsat geçse tekrar darbe yaparım” diyerek kendi ipini kendi çeken Talat Aydemir‘in hayatını da mı okumadınız?

Benim asıl itiraz ettiğim nokta, bu fırsatçı zihniyet, bu hakim rüzgara göre pozisyon alma becerisi. Arkadaş hepiniz mi sörf ustasısınız. Rüzgarın her yön değiştirmesinde bu kadar kıvrak manevrayı nasıl yapabiliyorsunuz? Vücudunuz da hiç mi kemik yok sizin?

Dünyanın bütün toplumlarında ‘muhbirlik’ en ayıp kavramlar arasında yer alırken, size muhbir olmayı tavsiye eden bir devlet adamını avuçlarınız patlarcasına alkışlarken hiç mi utanmazsınız?

Daha düne kadar, kendiniz için, işe sokmaya çalıştığınız çocuğunuz için, devlet ihalesi kapmak için kapısını çalıp ‘hizmetlerini’ övdüğünüz insanları ‘adli makamlara’ ihbar ederken, ‘ben de az karaktersiz değilmişim’ diye içinizden geçiyor mu hiç?

Bu ülkede belki bir dün adil yargılama yapabilen bir hukuk sistemi olacaktır. Kim bilir belki de, demokratik bir ülke bile olabileceğiz. Ama bu insan malzemesi ile bunların hiç birinin olmayacağına kesin garanti verebilirim. Hukuk sorunu çözülür kolay. Binlerce yıldır birikerek gelen evrensel bir hukuk sistemi var ne de olsa. Kendi hukuk sistemini buna uygun hale getirirsin sorun çözülür. Peki bu insan malzemesini, bu omurgasız organizmayı hangi ahlak ve etik kuralların içine koyabilirsiniz. O kemiksiz yapı, dünyanın en ideal hukuk düzeni içinde bile hukuksuzluk ve adaletsizlik üretmeyecek mi?

Her esen rüzgara göre eğilmeyi ‘parlak kariyer’ olarak pazarlayan, gücün karşısında eğilip düşene fazladan bir tekme atmayı hak gören bu karaktersizlikle bizim asıl sorunumuz.

Pensilvanya’ya ‘elçi’ gönderip ‘bir emri var mı?’ diye sorduranı ‘tek başına paralelle mücadele ediyor’ diyerek alkışlayıp, gönderilen ‘elçiyi’ FETÖ’cü ilan eden bu karakter yüzünden değil mi bu topraklara asla adaletin uğramaması.

Her türlü işe almada ve atamada ‘cemaat referansı’ isteyen amirleri terfi ettirip, yıllarca verdikleri emeklerinin karşılığında bir iş sahibi olabilmek için cemaat kucağına düşürülen memurları apar topar derdest etmeyi marifet bilen bu onursuz yaklaşım değil mi bugün yaşla kurunun birlikte yanmasına neden olan?

Daha dün Ergenekon ve Balyoz gibi kumpas davalarını ‘Biz burada bir zihniyeti yargılıyoruz. Usül hatası yapılmasın diyenler, Ergenekon’un destekçileridir’ diyenler, bugün de ‘Bu kadar büyük bir soruşturmada tabii ki arada kurunun yanında yaş da yanacak’ diyerek yine başka bir hukuksuzluğun şakşakçılığını yapmıyorlar mı?

Yıllarca cemaat belası konusunda uyarıda bulunan bizim gibi insanları ‘din düşmanı’ diye yaftalayıp şimdi ‘kandırılmışız’ diye işin içinden sıyrılan rüzgar gülleri, ne siz kandırıldınız, ne de biz aptalız.

Siz kullanışlısınız, biz değiliz. Yani aradaki fark ideolojik değil. Tamamen karakter meselesi.