11:35:28  23 Kasım 2014 Pazar


’Annen soylu bir kadın gibi görünüyor, Kürt olamaz’

Altın Koza’da “En İyi Film” ödülünü kazanan, ’Babamın Sesi’nin yönetmenlerinden Orhan Eskisoy, ’Kürdistan kurulsa da orada yaşamak istemem’ diyor.
09 Kasım 2012 Cuma, 13:43:20


’Annen soylu bir kadın gibi görünüyor, Kürt olamaz’

Altın Koza’da “En İyi Film” ödülünü kazanan, “Babamın Sesi” filminin yönetmenleri Zeynel Doğan ve Orhan Eskiköy'den HABERTÜRK'e özel açıklamalar...

Babamın Sesi… Kürt-Alevi bir ailenin hikayesi. Maraş katliamından sağ kurtulabilmiş ama travmalarını atlatamamış bir aile. Filmin iki yönetmeninden biri ve aynı zamanda başrol oyuncusu Zeynel Doğan kendi hikâyesini anlatmış. Annesi Base’yle birlikte oynuyor. Dili Kürtçe, Türkçe alt yazılı.

Altın Koza’da “En İyi Film” ödülünü kazanan, “Babamın Sesi” 2 Kasım’da vizyona girdi. İki Dil Bir Bavul ve Babamın Sesi filmleriyle son dönemde Türkiye’nin en çok konuştuğu iki yönetmen Zeynel Doğan ve Orhan Eskiköy’le, son filmlerini, kendi hikâyelerini ve Türkiye’ye ilişkin kaygılarını konuştuk:

“EN İYİ FİLMİ YAPMAK KİMSENİN DERDİ DEĞİL”
 
-“En iyi film” ödülü almak sürpriz oldu mu sizin için?
Orhan Eskiköy: Tabi ki sürpriz oldu. Çünkü biz kendimize en başından beri öyle bir değer atfetmedik.

-Neden? Film içinize sinmemiş miydi?
Orhan Eskiköy: Sinema çok net yapılan bir şey artık. İçinde boşluklar barındırmayan, peşinen söyleyen, olay örgüsü içinde açıklar bırakmayan bir sinema anlayışı hakim... Bizim filmimiz öyle bir film değil. İçinde geniş geniş boşluklar olan, talepkâr, anlaşılma ihtiyacı içinde olan bir film.

-Ödül almanız tartışmalara neden oldu…
Orhan Eskiköy: Sinema küçük bir camia ama ortada kocaman bir para ödülü var. O ödül birilerinin hayatını çok kolaylaştırıyor. Yani en iyi film olmak kimsenin derdi değil aslında. Böyle büyük bir para olduğu zaman insanların tepkileri, beklentileri ya da birbirleriyle ilişkileri değişiyor. Ankara Film Festivali’nde olsaydık ve biz ödül alsaydık kimse bununla ilgili bir şey söylemeyecekti.

Zeynel Doğan: Jüriyi eleştireceksen bütün filmleri izlemiş olman gerekir, değil mi? İzlemediği halde “Neden benim filmin ödül almadı?” diye sinirlenen kişiler vardı.

Biz de daha önce bir çok festivalden eli boş döndük ama saldırmadık kimseye…


Babamın Sesi fragmanı
Babamın Sesi fragmanı    


-Size saldırdılar mı?
Jüriye “Siz niye diğer filmler varken bu filmi seçtiniz?” diyerek saldıranlar oldu. Orada söylenen jüriye değil, bizeydi aslında.

“BU BİR BARIŞ FİLMİ”

-“Bölücü filme ödül verdiler” diye çıkışanlar oldu. Siz bölücü bir film mi çektiniz?
Zeynel Doğan: Biz Türkiye'de bir dönemi yoğun olarak “Kürt vardır, Kürt yoktur. Kürtçe vardır. Kürtçe yoktur” gibi saçma tartışmalarla geçirdik. Birileri hala bazı gerçeklere at gözlüğüyle bakmakta ısrar ediyor.

Örneğin, eski bir sinemacı filmi izledikten sonra tebrik etmeye geldi ve dedi ki “Senin annen çok güçlü ve soylu bir kadın gibi görünüyor, Kürt olamaz. Alevidir, ama Aleviler Kürt değildir. Sizin Kürtlüğünüz sonradandır, Kürtçeyi de sonradan öğrenmişsinizdir. Bu kadın Kürt olamaz.”

Orhan Eskiköy: Başka biri çıkıp “Ulusal dilde alt yazılı film izledik, böyle iş mi olur?” dedi. Hatta daha da ileri gidip ‘tehlikeli’ dedi, ‘bölücü’ dedi. Bu bir barış filmidir. Biz en başından beri barış filmi yapıyoruz, barış istiyoruz dedik... Demek ki filmi anlamamakta ısrar ediyorlar.

Zeynel Doğan: Her şey anlamakla başlıyor zaten. Bu insanlar nereden geliyor? Orada ne yaşanıyor? Hasan ne yaşıyor? Hasan’ın ailesi ne yaşıyor? Biz onları öldürmek üzerine kurmuşuz her şeyi. Onları öldürsek bu sorun bitecek sanki.

 İKİ ANKARALI ÖĞRENCİ

-Nasıl bir araya geldiniz?
Zeynel Doğan: Orhan Eskiköy ve Özgür Doğan… İki Ankaralı öğrenci. Diyarbakır’da bir belgesel çekiyorlardı. Ben de o sırada Diyarbakır’da yerel yayın yapan Gün TV'de çalışıyorum. Teknik desteğe ihtiyaçları vardı. Geldiler, tanıştık.

O belgeselde anlatılan benim de hikâyemdi. Aynen o çocuklardan birisi olarak eğitim görmüş, ‘Seçmeli ders Kürtçe olsun’ diye dilekçe verdiği için iki yıl okuldan uzaklaştırılmış birisi olarak o hikâyede kendimi buldum. Elimden geleni yapacağıma söz verdim.

 -Çift yönetmen çektiniz, kameranın arkasında daha çok kim vardı?
Zeynel Doğan: Çoğunlukla Orhan vardı.

-Filmde annen Base de kendini canlandırıyor. Nasıl ikna ettin?
Zeynel Doğan: Annem anlatmayı ve paylaşmayı seven bir kadın. Anlattıkları sürekli kayıt altına alınsın istiyordu. ‘Belgesel yapacağım’ dediğimde de, “Ben günlük yaşamıma devam ederim, gel çek” dedi. Fakat sonra belgeselden vazgeçip, kurmaca bir film yapmaya karar verince, “ Bana ait olmayan öyküyü anlatıyorum, akrabalar yalan söylüyor diyecek” diye endişeye kapıldı.

 -Filmin ne kadarı kurgu, ne kadarı gerçek?
Maraş katliamı ve Hasan'ın sessiz telefonları kurgu...

-Ama Hasan gerçekte var, değil mi?
Orhan Eskiköy: Tabii tabii. Hasan’ın hikâyesinde çok fazla kurgu yok aslında. Yani, okulda yaşadıkları, dağa çıkması hepsi gerçekti.

-Hasan şimdi nerede? Dağda mı?
Zeynel Doğan: Hasan şimdi İsviçre’de yaşıyor, evlendi. Filmdeki sahne gibi gelinin ve damadın olmadığı bir kız isteme durumu da oldu... (Gülüyor)

-Son dönemde benzer temalı birkaç film daha çekildi. Özellikle, Altın Koza'da yarışan “Ana Dilim Nerede?” ile paralellikler vardı...
Orhan Eskiköy: Evet Veli'nin filminde de kaset hikâyesi var. Ama kaset bir dönem hepimizin kullandığı bir medyaydı zaten. Bu hikâyede farklı olan şey, Base’nin kasetleri medya olarak değil de, hayatının bir parçası olarak görüyor olması. Kaybederse kocası tamamen ölecekmiş ya da çocukları hayatından tamamen çıkıp gidecekmiş gibi...

 “BU BİR DEVAM FİLMİ”

-Orhan, filmin senaryosunu sen yazdın. Senin hayatından izler de var mı bu filmde?

Orhan Eskiköy: Zeynel’le Hasan’ın hikayelerini İki Dil Bir Bavul’daki çocukların hikayelerine benzettiğim için bunu yazmak istedim. Bu film “Çocuklar o sınıftan çıktıktan sonra nasıl bir hayat sürecek, nasıl bir serüvenleri olacak?” sorusunun cevabı gibi... Yani bir tür devam filmi...

Aslında filmde benim babamla olan ilişkimden de izler var. Babam ben doğduktan sonra Libya’ya gitmiş, ama o dönemle ilgili en ufak bir belge, fotoğraf yok. Mesela kız kardeşim 18 yaşına kadar babama baba diyemedi.

-Bundan sonraki projeleriniz belli mi?
Orhan Eskiköy: Yeni bir şey yazmaya başladım. Yine kimlikle, yurtla, yurtsuzlukla ilgili yönleri var ama fazla politik bir film değil.

Zeynel Doğan: Benim de yeni bir projem var. “Babamın Sesi”nin devamı niteliğinde olacak. Bu sefer filmde görünmeyen karakterlerden birini görebiliriz.

 “UYKULARIMIZ HER GECE SAVAŞ UÇAKLARININ SESİYLE BÖLÜNÜRKEN, KÜRTÇE SEÇMELİ DERS KİMİN UMRUNDA”

-Hükumetin Kürt politikasıyla ilgili ne düşünüyorsunuz?
Orhan Eskiköy: İki Dil Bir Bavul’u yaptığımız dönemde, her iki kesimde de inanılmaz bir diyalog arayışı vardı. Retoriğini çok düzgün kuran, iletişimin bütün kapılarını açan, karşılıklı müzakere süreci başlamıştı.

O dönemde “Hükumet karar verdi ve konuyu çözecek” diyorduk. Aradan 1.5 sene geçmeden dil tekrar sertleşmeye başladı.

-Ne oldu da bu noktaya gelindi?
Orhan Eskiköy: Korktu bence hükumet. İktidara sahip olduktan sonra onu kaybetme korkusu statükocu yapabilir insanı.

“Sadece dağda olanlar değil yazıp çizenler de teröristtir.” denilmeye başlandı. Bu umutsuzlaştırıyor tabi insanı. Benim açımdan hükumet inandırıcılığını yitirmiş durumda. Çünkü bir taraftan iyi bir şey söylerken öbür taraftan da yıkıveriyor. Cezaevinde ölen kimse yoktur deniliyor. Almanya’da Türkler için ana dilde eğitim talebinde bulunurken kendi ülkesinde en fazla sekiz saat diyebiliyor. Buralarda o statükocu yaklaşımı görebiliyoruz. Aslında ana dilde eğitim gerekli olduğuna inanan birisi olduğunu anlıyoruz. Ama bunu sadece Türkler için istediğini görüyoruz. Almanya’da din eğitiminin Türkiye’de yetiştirilmiş din adamları tarafından verilmesini istiyor. Burada Alevilerin kendi ibadethanelerinin olmasına karşı çıkıyor. Bunlar çok tuhaf, anlaşılması güç ve insanda inanç kaybına yol açan şeyler.

-Ama diğer taraftan baktığımızda da sanki hükumet birtakım açılımlar yapmaya çalıştı da karşılığını bulmadı gibi görünüyor. Kürtler bu süreçte hiç hata yapmadı mı?
AK Parti, Kürtler’den ciddi oranda oy aldı. Bugüne kadar bölgede böyle iyi oy alabilmiş başka parti yok. O bölgede hâlâ barışı bekleyen insanlar var. Bunu biliyor olmasına rağmen, gidip de Batman’da, Van'da onca oy alan belediye başkanlarını tutuklarsan, 82 bin kişinin oyu boşa giderse, bu insanlarda ciddi bir öfkeye sebep olur. Diyarbakır’da her gün sabaha doğru 3 buçuk 4’de kalkan savaş uçakları uyandırıyor bizi. İnsanların uykusu bölünüp uyanıyorsa kimsenin gözü görmez Kürtçe seçmeli dersi, üniversitedeki Kürtoloji bölümünü...

-Kürtçenin seçmeli ders olarak öğretilmesinin hiç değeri yok mu?
Zeynel Doğan: TRT Şeş olumlu bir adımdı. Devlet Kürtçe kanal açarak Kürtçe’ye dair bir kayıt oluşturdu.

Kürtçe’nin seçmeli ders olarak öğretilmesi ise yeterli bir adım değil. Ana dilde eğitim şart. Kürtlere Kürtçe’yi seçmeli yapamazsınız.

-Peki, BDP ile PKK arasındaki ilişkiye nasıl bakıyorsunuz ?
Orhan Eskiköy: Vallahi aralarında bir gönül bağı olduğu kesin.

-“BDP örgütle arasına mesafe koymalı” deniyor. Sizce de koymalı mı?
Zeynel Doğan: Yok olmaz ki, öyle bir şansı yok. Bunu herkes biliyor. BDP’ye oy veren kaç kişi terör örgütü der?

“KÜRDİSTAN KURULSA BİLE ORADA YAŞAYAMAM”

-Sizce Kürt sorunu demokratik hakların verilmesiyle çözülebilir mi?
Orhan Eskiköy: Ben ulusların kendi kaderini tayin hakkına inanan birisiyim ancak bu Türkiye'deki Kürtler için geçerli değil. Çünkü ben bu tür bir ayrışmanın kişisel olarak bana yaramayacağını düşünüyorum. Kürdistan kurulsa bile, ben orada yaşayabilecek biri değilim.

 “ÖZERKLİK BAŞKA BİR KÖLELEŞMEYİ GETİRİR”

Mesela bugün Irak’taki Kürt bölgesi kurtulabilecek mi? Bunun olabileceğine inanmıyorum. Evet, ulusal bir kazanım vardır ama kapitalist dünyanın içinde, bu bir özgürleşme değildir, olamaz. Bu başka bir köleleşmeyi getirir. O yüzden mesele iktidara ortak olmak. İktidara “Bizim de iktidar olma ihtimalimiz var, ayağını denk al” diyebilmek. Demokratikleşme böyle bir şeydir.

Kürt sorununu çözersek, her şeyi çözebileceğimize inanıyoruz. Böyle bir şey olmayacak.

Diyelim, şu anda Kürtlere özerklik verdik ve onlar kendi bölgelerinde mutlular. Böyle bir şey mümkün mü? Mesele kaynakların kullanımıyla ilgili bir mesele. Bu pastayı kim nasıl paylaşacak? Mesele burada kilitlenecek aslında ama biz şu anda bunda oyalanıyoruz. O zaman belki de zengin Kürtler yoksul Kürtleri sömürmeye devam edecek.

Zeynel Doğan: Ben Irak Kürdistanı’nda yaşayamıyorum. Kürtçeyle, Kürtlerle ve Kürtlüğümle barışık olmama rağmen orada yaşayamıyorum.

Fakat yine de bu Ankara’dan atanacak valilerle çözülecek bir sorun değil. Ben Diyarbakır’da birebir yaşayan biri olarak oradakilerin kendilerini yönetebilmesi gerektiğine inanıyorum. Kendilerine yönelik karar alabilmeleri gerekir. Ama sorun biter, çözülür anlamında da söylemiyorum. Çünkü yönetebilmeyi de öğrenmek gerekiyor.

 -Kendilerini yönetmelerinden kastınız özerkleşme mi yoksa yerel yönetimlerin güçlendirilmesi mi?
Zeynel Doğan:Yerel yönetimin güçlendirilmesi, bunun özerkliğe doğru gitmesi. Sorun temel kültürel hakların verilmesiyle çözülemeyecek boyuta geldi. Kürtler kendilerini yönetmek istiyor.

-Yeni büyükşehir yasası hakkında ne düşünüyorsunuz?
Zeynel Doğan: Faydalı olacak. Van ve Mardin büyükşehir olacak. Büyük ihtimalle BDP alacak büyükşehirleri. Sonuçta o bölgeye yarayacağını düşünüyorum.

-Öcalan'ın tecridinin kalkması için ceza evlerindeki insanların açlık grevlerinde kendi hayatlarını feda etmesini doğru bulmayanlar var. Bu noktada Kürt tarafına getireceğiniz bir eleştiri var mı?
Orhan Eskiköy: Lider denilen şey tek başına çok güçlü bir kurum. Söylediği her şey Kürtlerin hayatını değiştirebilecek, onlara yön verebilecek güçte. Bir buçuk senedir görüşülmüyor kendisiyle. Cezaevindekilerin Öcalan için kendilerini feda ediyorlar çünkü iletişim koptuktan sonra yapabilecekleri çok fazla bir şey yok.

“KÜRTLER DE VESAYET ALTINDA”

-BDP'yi çok işlevsizleştirmiyor musunuz?
Zeynel Doğan: Bu savaş sürdüğü müddetçe BDP sazı eline alamayacak. BDP'li milletvekillerine kimse vekil muamelesi yapmıyor, her gün gaz bombası yiyor, coplanıyorlar.

Orhan Eskiköy: Mesele dönüp dolaşıp vesayete ve sivilleşmeye dayanıyor. Kürtler açısından da bir vesayet söz konusudur. Nasıl ki TSK son döneme kadar devlete hakimdi, Kürt mücadelesine de PKK hakim. Bunun değişebilmesi için sivil siyasetin önünün açılması lazım. Hükumet isterse bu sorunu çözebilecek kudrete sahip ama adım atmıyor.

-CHP'nin yaklaşımını nasıl buluyorsunuz?
Zeynel Doğan: İstikrarsız ve çelişki dolu! CHP Kürt sorunun çözümünü nihayete erdirebilir aslında ama kendi kitlesini şimdiye kadar çok yanlış besledi. Değişime en çok ayak direyen parti CHP. AK Parti kendi kitlesini ikna etse bile CHP'nin ikna etmesi zor...

 Kübra Parmaksızoğlu / HABERTURK.COM




Yorumlar (0)

Bu habere henüz hiç yorum yazılmamış. İlk yorumu yazmak için aşağıdaki alanı kullanabilirsiniz.

Yorum Ekle
Adınız :
Mesaj :
gönder







Türkiye Haritası